25 Mart 2012 Pazar


cırcır böçeği sorunsalı


dedim ki
-zamanın ishal hali tehlikelidir
akışkandır
yağ gibi geçer  farkettirmez nasıl geçtiğini
insan-ı kamilin üzerine bulaşır dedim
o da
-zararın neresinden kaçarsak  karın oralara bir yerlere gelebilme ihtimalimizin arttığını düşündüğümüz taktirde, aslında her halukarda zarardan kar edilmaz. dedi
-ya arkadaş sen hangi çayırda otluyorsun anlamadım ki eğer tanrı seni bana bir sınav olarak gönderdiyse  emin ol ben bu sınavda kopya çekerim
o esnada kapı çaldı 
bu kim ya bu saatte dedim homurdanarak kalktım kapıyı açmak için kapıyı açtığımda kimse yoktu karşımda
kafamı uzattım kapıdan sağa sola baktım  yok kimse
-bu ne yaa. dedim
kapıyı sertçe kapatım söylenerek geri dönüp kalktığım yere kendimi attım
-ne oldu kım geldı. dedı arkadaş
-yok olum dedim kimse
-acaba yanlışmı duydum kapı sesine mi kurdum kendimi ney 
birden sırıttığını gördüm arkadaşımın
-ne oluyo lan iyice mala bağladın haa yawşak
-la oğlum az önce ben sana ne dedim kapı çalacak demedim mi
ee
-sende kendini kapının çalmasına kurdun işte
düşündüm birden
-ne oluyor lan dedim kendi kendime
o ara bır yerlerden cırcır böceğı sesi geldi
-hangi aydayız biz
-ne alaka olum  dedi
-la söylesene hangi aydayız biz
-mart
-ee
-ne e'sı
-olum bu ses ne alaka o zaman
-ne sesi olum
-lan olum bu cırcır böceğinin sesi ne alaka
birden az önceki sırıtık halinden eser kalmadı yüzünde
anlayamadığını ve kafasındaki bütün neronların çarpıstığını hissediyordum.
durdu ...
durdu ...
durdu ...
bana baktı 
sırıttığımı görünce sinirlendi
-tepemin tasını arttırma  ne diyorsan açık söyle
-olum  aylardan mart değil mi
-evet
-bu cırcır böceği neden ötüyor
şapşal gibi hala bakıyordu bana anlamalandıramadan
-olum anlamıyormusun cırcır böceği ağustosta öter
- bi sittir gıt yaa bende dinliyorum seni
-menyak anlamadın mı hala
-karınca ile ağustos böceğinin hikayesini okumadın mı sen hiç
-yaw arkadaş iki rekat dur yaa
güldüm o esnada
çisim geldi  kaltım tuvalete gittim..

HÜSEYİN ÇAKICI

  osmanlı tulumbası sorunsalı


La olum az ye laa. Hayvan gibi yiyorsun. En iyimi sen tatlının parasını ver duman bizim ikramımız olsun.
—Yediğimi mi sayıyorsunuz? İki dakka adam olun. Zaten Roni bayıldı onun payı da benim.
—bak sana bir hesap yapayım simdi iyi dinle.
— hesabi bilmem ben bu kafayla hesap falan dinleyemem.
— sus lan dinle iki dakka
- he dinliyorum
-Takvim yazıyorsunuz 09.02.2009. 2009'u yazarken de 2 sıfır var. 9'un yanındaki sıfır, solda sıfır, sildiniz kaldı mı 9. 2'nin yanında var bir sıfır onu da sildiniz kaldı mı 2. Toplayın ne yapar 11 yapar. 2009'un içindeki iki sıfırı da sildiniz ne kaldı? 29 kaldı. 11 ile 29'u toplayın, 40 yapar, sonra ne olur nazar etme n’olur adam ol senin de olur.
- iyi de biz 2009 da değiliz ki
-mal mısın olum sen
-niye bee
-olum biz 2009 den beri tanışmıyor muyuz
- öylemi!!!
—yok, böyle
-heee
-ya bir şey söyleyeyim mi?
-söyle
-Osmanlı torunumsun olum sen.
— neden ki?
— tulumbaya dadandın da ondan
- ne alaka yaa
-olum yediğin Osmanlı tulumbası da ondan
birden şaşkına bondu. Yerinden kalkarak
- ben Osmanlı’nın fikrini zikrini hiçbir şeyini sevmem
-otur lan otur denyo. Tatlısını yiyorsun ama.
—her tatlısını yediğimiz yerli mi oluyoruz yani
-bak şimdi. Kadınları düşün. Kadınlar neden seviştikleri erkeklere hemen âşık olurlar?
—ne biliyim kadın mıyım ben
- olum ölümü de yaşamadın ama en çok düşündüğün şey bu
-ölmesem ne olur ki
-la olum dur iki dakka mevzu’u piç etme
-tamam
-çünkü kadınlar tadına baktıkları bedeni sahiplenirler evi gibi kendilerinin olmasını isterler
-hee
- hee yaa ama aslında burada hem fedakârlık hem de bencillik vardır.
— Nasıl yanı?
—şöyle fedakârdır çünkü mahremine alırlar bizi en saklı saydıkları en değerlilerine
bencildir çünkü kendisinin olmasını isterler her şeyiyle
aslında kısır döngüdür bu
-nasıl?
— kısır döngüdür çünkü elde ettiğin değersizleşir aslında. Cazip olan her zaman parmak uçlarında olandır.
—yani özge benden aynı eve cıktık diye mi ayrıldı diyorsun?
—gibi ama tam öyle değil
-nasıl yaa
-senin mal olmanda var işin içinde aslında
inceden gözlerinin yaşardığını gördüm. Sanki içine bir kedi kaçmışçasına mırlıyordu. Bu durumu görünce, söylediğim şeye biraz pişman oldum. Kafası öne eğerek parmaklarıyla oynuyordu. Hemen yanına zıpladım. Elimi omzuna attım. Az önce oturduğum yere bakarak karsıda,
-ama bu kafayla nasıl hesap yaptım çözemedin bile mal oldun cıktın
-la sittir git onu geçen bi dallama söylemedi mi? Ezberden okuyorsun.
— yuh yaa yavşak bitirmişsin tatlıları bir tane yedim daha ben
birden yüzünde fırlama bir ifade belirdi sırıtarak,
- sana bir hesap yapayım mı kanka?
—yap la birde sen yap
-bak biz üç kişiyiz
-Bedirhan, Suphi, Nazlıcan
- yok daha neler
- =)
-bak biz üç kişiydik. Saydım tatlıları 7 tane vardı. Sen bir tane yedin
kaldı 6. üçe bol kaldı 2. ben 4 tane yedim diyelim ki sana da iki kaldı onu yedin.
—ya bi sittir git yavşak ben bi bok yemedim zaten kafada daşşak gibi oldu. Unutma hesabı benim çişim geldi. Dedim ve tuvaletin yolunu tuttum...

HÜSEYİN ÇAKICI

22 Mart 2012 Perşembe

BAZI



Bazı şeyler vardır…
Hiçbir zaman azımsı yamayacağınız, küçümseyemeyeceğiniz.
Çaresiz bırakan.
Küçücük çocuk.
Yapayalnız kedi.
Büyük soykırımlardan sonra ihtiyar.
Kimliksiz, sükûn ve bekleyiş içinde.
Sevda şarkıları gibi tınısı en derinde yankılanan.
Karanlıkta sıcacık bir el gibi tutan, korkan ve ağlayan.
Okyanuslar gibi ufku silik, sonsuz bir mavi.
Başını alıp giden kilitsiz anahtar, ardından bütün kapıları açık bırakan.
Boş odalarda yaşanmışlıkları dalgalandıran akın, içimize akan kan ve sırılsıklam âşık, elleri olmayan kadın.
Sarılamadığına mı yansın, haline mi?
Topyekûn savaşta silahsız matarasız bırakan.
Susuzluk mu dersin ölüm mü?



HÜSEYİN ÇAKICI

CAN HAVLİ



Arkasına baktı, kimse var mı diye. Yoktu. Yürümeye devam ederken sadece ayak sesleri yankılanıyordu. Tedirgin olmaya meyilliydi algıları. Bu kimyaya korkaklık da denebilirdi aslında ama kendiyle yüzleşmek yapacağı en son şeydi bu durumda. Ayaklarını sürüyerek devam etti yürümeye yolun bittiğini görene kadar. Yolun bittiğini gördüğünde gözüne adımlanmamış otlaklar ilişti. Ve ilk gördüğü mesafeden adımlamaya başladı. Her adımda yıkılıyordu önünde, dizine kadar uzamış otlar. Dönülemeyecek mesafeye geldiğinde durması gerektiğinden durdu. Ve ardından ezilenlerin yıkıldıktan sonraki sessizliği geldi. Ürkünç bir duygu sarmaladı bedenini. Ölümün eşiğinde olduğunu ve bu azap sessizliğinden nasıl kurtulacağını düşünürken, arkasına bakmaya korktu. Can havliyle son bir bakış attı arkasına ve düştü.



HÜSEYİN ÇAKICI