23 Mart 2009 Pazartesi

*PSİŞİK ÇÖZÜMSÜZLÜK


PSİŞİK OLGU1:
Dibine varmış iki şarap şişesinin bir tanesi devrilmişti. Şişeye sorsan alışık olduğu bir durumdu hep yatık olması mantarın temasına. Ama şimdi ki boşluğu alışılagelmiş bir şey değildi. Bitmenin hüznü ya da kırmızısızlık.

PSİŞİK OLGU2:
Ayakta duran varlığının amacını anlatmak şerefine izlemekteydi loş karanlıkta zemini. Yalnız olmanın uzun süreden sonra keyfini çıkarıyordu, yan yana olsa da bir diğeriyle.

SONUÇ:
Her kadehte birkaç tane üzüm halinde titreyen kırmızı, kendini iki kelam arasında vuku bulan dudakların ardına bırakırken, dudaktan kalbe giden yola sızmaktaydı. Temizler gibi bütün yalanları ferahlık bırakıyordu ardında akışının.

hüseyin çakıcı(2009)

....................................................................................
....................................................................................
...................................................................................
...................................................................................

(*)PSİŞİK ANLAMI:
Sadece görme, işitme, tatma, koklama, dokunma gibi kabul edilmiş beş duyunun dışında da bazı şeyleri algılarsınız.
İşte bunlar, önseziler de dediğimiz, psişik yetenekler ve becerilerdir.
Psişik yetenek, şuurumuzu şimdiki farkındalığımızın ötesine genişletebilme becerisidir.

22 Mart 2009 Pazar

AYAK SESLERİ


Hava alacak yerlerin hepsini sırasıyla kapattı. Odada ne ışık vardı ne de onu andıracak herhangi bir şey. Sadece arada bir yoldan geçen arabaların farlarının vurup yansıdığı duvardan seken ışık huzmelerinin ısrarla kapatılmış camların yaşama tutunan noktalarından içeri sızılmaları. Oda olmasa zifir bir yalnızlık döngüsü de denebilirdi adına.

Ezberlenmiş mesafelerin madde üstü algısı söz konusuydu. Algıların işlevli olduğu zeminin üstüne boylu boyunca serilmiş gökyüzünü keyifle seyre daldığı zamanlar olmasa belki de yokluğunun tecrübesizliğini yasayabilirdi. Yaşadığı sadece gerekli zamanların, zor zamanlara izdüşümüydü. Olmamasını isteyebilirdi, ama bu durumda şanslı da sayıyordu kendini.

Nefes almayı becermek, öğrendiği tek şeydi diye düşündü bir an. Böyle başladı, yırtılarak ortaya kan eşliğinde çıkışı. Gerisin geri döndüğü yer mi sayılırdı şimdi. Nefes almak ve rüya görmek anne karnında. Yaramazlık yapıp kimseyi neşelendirmese de artık kimsenin de canını acıtıyor sayılmazdı. Değiştirmiyordu, dokunmuyordu.

Geliyorum diyen bir adımlama ritmiydi aslında bu, hazırlıklıydı. Berrak bir bardak su vardı yanında bir kaç resim, bir de son nefesine eşlik edecek eğlenceli, tahlif hakkı saklı ya da kendine ait bir ezgi. Seslendirecek mecali bulabilir miydi anlamış evrede değildi, ama gene de almıştı yanına. Ruhuna hitabeden tek şey buydu diye duşundu. Lükse kaçtığı fazla bir şey olup olmadığını sorguladı üstünde. Herhangi bir aramada suç teşkil edecek bir şey.

seyin çakıcı(2009)

3 Mart 2009 Salı

TEKRAR


Almıyorum kokunu,alıştım.
Üşümüyorum da artık.
Karanlık da korkutmuyor,
uzaktan gelen esrarengiz sesler.
Ardımda patlayan ışık önümü aydınlatırken,
yazıyorum ne hissediyorsam.
Tek ilgimi çeken,sofraya şimdi oturan rüzgar.
Onun uğultusu farklı olan.
Yanıp sönen ışıklarda sıradanlaştı.
Rüzgarda kalktı zaten hemen.
O da yok.
Başa dönüyorum her seferinde.
Ama her seferinde;
daha soğuk ,
daha karanlık,
ve sesler yaklaşıyor…
hüseyin çakıcı(2008)

Yüzeysel Dönüşler ve Ardındaki Gercek


Görmezden geliyorum herkesi. Kabuğunu soymadan yiyorum meyveleri. Her yer her yerde beymimde.Belki de kabalaşmaya başladım. Yüzeysel görmek istiyorum. Sıkıldım ayrıntılardan. Boğuyorlar beni en derinlerde. Vurgun yemelerim ders oldu bana. Karanlığa inmiyorum, gece dalışları asla. Hayatın bayağılığı her yanımda. Sıkıldım kendimi anlatmaktan. Tasvir ve geriye kalan her şey gereksizleşiyor. Sığındığım bütün ortamlar, dönülmez bir handikapa dönüşüyor. Bir bahane kurtarıyor beni her seferinde, yanlış bir arama oluyor bazen, unuttuğum bir randevu. Işıktan gelen her yardım çığlığını, acaba diye sorguluyorum. Bu betonların altın da daha mı iyiyim dersin. Ruhuma inat bedenim kopuyor benden, gene. Açlık, susuzluk, yalnızlık. Hep aynı dertten muzdarip oraları. Eski zamanlarda yaşayamama olasılıksızlığıma rağmen, hep aynı düşü görüyorum. Bir keşiş dolanıyor, rüyalarımda. Kimliksiz, vatansız, sınırsız. Takvim, saat bile icat edilmemiş zamansızlıklar dönemi. Kanım çekiliyor uzuvlarımdan, bütün akış göğsüme birikiyor. Birden açılıveriyor bedenim. Sakince havalanarak gidip konuyor zamanın gerisindeki zamansızlığa.
Yaptığım hiçbir kaynak tutmuyor bu aralar. Sıradakilerin tek umursadığı şey bu, rahatsızlık duyduğu, hayatta. Haksızlığı buradan algılıyorlar, acaba oturamasam ayakta kalırsam, nasıl çekilir onca yol. Bindiğim hiçbir otobüs doğru yere götürmüyor beni. Anlamsız kuyruklara bağlanıyorum hatam yolun basından.
Çaremi gene kendimde buluyorum ansızın, yanı başımda dikiliveriyor çoçukuğum. Olasılık içi bir düş bu sefer gördüğüm. Anneme sarılıyorum birden. Telaşa kapılıyor, şaşkın, kadıncağız. Neden diye düşünmesine bile fırsat vermeden ağlamaya başlıyorum. Etimden geriye kalan her şey gülümseyerek izliyor beni. Zafer sarhoşluğuyla. Çocukluğumun balkonunda toplanmış yazdığım bütün herşey. Fark ediyorum ki düşündüğüm her şeyin fonunda aynı manzara var. Büyüdüğüm ev.

hüseyin çakıcı(2008)

LEZZET-SİZ


Ah makarna, eskiden ne lezzetliydin. Alışkalıktan, midemizin aç boşluklarını doyuran. Üçüncü tekile düştü sofrada adın. Kapısında bekler gecelerimin, altına serilmiş kırmızı halıdır biranın. Koşarayak yaptığım, acelelerimin gölgesi.
Az pişmiş brokoli yanında bürüksel lahanası. Portakal tadında soslanmış hındı. Tadı yok yediklerimin birşey eksik lezzetinde.
Yalnızlık sofralarında başucumda kemancı. Şarabında tadı kalmadı. Tribişon kıskacından kurtarabilsem, güzelim Hayyam’ı. Köpek öldüren içecektim. Plastiğini kesecektim, koparacaktım dişlerimle. Şerefe Hayyam senin adına içiyorum ikinci yudumu şişeden.
Nuh’un gemisin de kıç tarafta izler oldum dünyanın yok olusunu. Sena da kaldırıyorum kadehimi cümle âlem görsün, güzelim dünya. Toprağında benimde kokum var, bende geçtim, ayakbastım diyebilirmiyim, utanmazca.
İçtiklerim karabasanımın üstüne cila oluyor bu aralar. Vakanın faili belli. Arakladığım resimler paçalarımdan dökülüyor. Kolumdan tutup sana getiriyor her seferinde. Çırpınışlarım kaçmalarım faydasız. Bakışlarım ele veriyor beni. Boşluğa bakışlarım. Karanlık enseliyor yalnızlığımı.
Kavgada son yumruğu at, yüzükoyum seriliyim yere. Toprağa aksın vücudum. Sulara karısın, yok olsun bütünlük.


hüseyin çakıcı(2008)

KURAK, BETON, BASKA BİR ŞEHİR.


Çocukken, korkusuzca ardına asıldığımız arabalar.
Nerelere getirdi bizi.
Kurak, beton, başka bir şehir.
Şoför görmesin diye ne kadar saklanmıştık oysa.
Nasıl dönülür geri.
Gelir mi başka biri çocukluğumuzun şehrine giden.
Babam yokluğumu fark etmeden.
Sokaklarda ismim yankılanmadan.
Kayıp ilanlarım duvarlara asılmadan.
Yürüyerek döndüm sabah aksam.
Çok uzun surdu, tam yirmi beş sene.
Yoruldum, korktum, büyüdüm.
İsmimin yankısı çoktan sır olmuş.
Kayıp ilanlarım reklam afisleri altında.
Evimiz yok yerinde, beton büyümüş.
Top oynadığımız düzlükler sokaklar,
meyve çaldığımız bahçeler.
Babam nerde annem nerde.
Yakama iliştirilen iki fotoğrafta buluyorum onları.
İyi bilirdik diye bitiyor, kâbus bir süreliğine.
Arabanın beni kaçırdığı yere gidiyorum.
Kardeşimi düşünürken,
yanımdan hızla gecen arabanın arkasına sarkmış bir şekilde buluyorum onu hızla uzaklaşıyor.
Geri gitmek istiyorum, tam yirmi beş sene.
Kurak, beton, başka bir şehir, engelliyor beni.
hüseyin çakıcı(2008)

2 Mart 2009 Pazartesi

Yan Masa Hikâyeleri


Şiveli üçüncü gözden bir Kürt hikâyesi.
Malzemesinden çalınmış kayıt dışı bir Marks inşaatı.
İktisadi analiz ergileri.
Karşısına oturulmuş bir telefon karakteri.
Fazladan bir adam, üçüncü olmalın getirdiği hafiflik.
Kısır döngü hareketlerının gölgesinde pişkin,
bekâra kari boşamak kolay açılımları.
Dışarı da karanlık altında niyeti bozuk bir gerdek gecesi.
Kahve buharında,
sayfalar arasında,
sigara dumanına nazır,
entelektüel manevralar.
Kaloriferin üzerin de umarsız kedi.
Tuvalet yolu üzeri rüzgâr.
Ahşabın kullanılmış eskisi.
Ve.
Anadan üryan yalnızlık.
Hâlihazır da yazacak çıkını.
hüseyin çakıcı(2008)