22 Mart 2009 Pazar

AYAK SESLERİ


Hava alacak yerlerin hepsini sırasıyla kapattı. Odada ne ışık vardı ne de onu andıracak herhangi bir şey. Sadece arada bir yoldan geçen arabaların farlarının vurup yansıdığı duvardan seken ışık huzmelerinin ısrarla kapatılmış camların yaşama tutunan noktalarından içeri sızılmaları. Oda olmasa zifir bir yalnızlık döngüsü de denebilirdi adına.

Ezberlenmiş mesafelerin madde üstü algısı söz konusuydu. Algıların işlevli olduğu zeminin üstüne boylu boyunca serilmiş gökyüzünü keyifle seyre daldığı zamanlar olmasa belki de yokluğunun tecrübesizliğini yasayabilirdi. Yaşadığı sadece gerekli zamanların, zor zamanlara izdüşümüydü. Olmamasını isteyebilirdi, ama bu durumda şanslı da sayıyordu kendini.

Nefes almayı becermek, öğrendiği tek şeydi diye düşündü bir an. Böyle başladı, yırtılarak ortaya kan eşliğinde çıkışı. Gerisin geri döndüğü yer mi sayılırdı şimdi. Nefes almak ve rüya görmek anne karnında. Yaramazlık yapıp kimseyi neşelendirmese de artık kimsenin de canını acıtıyor sayılmazdı. Değiştirmiyordu, dokunmuyordu.

Geliyorum diyen bir adımlama ritmiydi aslında bu, hazırlıklıydı. Berrak bir bardak su vardı yanında bir kaç resim, bir de son nefesine eşlik edecek eğlenceli, tahlif hakkı saklı ya da kendine ait bir ezgi. Seslendirecek mecali bulabilir miydi anlamış evrede değildi, ama gene de almıştı yanına. Ruhuna hitabeden tek şey buydu diye duşundu. Lükse kaçtığı fazla bir şey olup olmadığını sorguladı üstünde. Herhangi bir aramada suç teşkil edecek bir şey.

seyin çakıcı(2009)