skip to main |
skip to sidebar
Şapşal gibi .

-Ne yapıyorsun sen?!
Yüzüme baktı.
-Bir şey söyle?!
Durdu.
Tam arkamı dönüp uzaklaşmayı düşünürken,
sarıldı.
Nasıl uzaklaşabileceğimi düşünürken.
-Bırakır mısın beni dedim.
Sarılan kollarını gevşetip uzaklaşmaktı çarem, sandım.
Ağlamaya başladı.
- Ağlama!
Anlaşmanın diğer dili mi ağlamak.
Nereye yazıyor gözyaşları anlatanları.
Düşünüyordum.
Duruldum.
Kendimi akışına kaptırmamak için anın,
çevreme bakınıyorudum.
Bir cisim gibi hissettim kendimi.
Gözyaşlarıyla kolları sımsıkı saran,
bir kadındı, tenime dokunmakta olan.
Ama ben hareketsizdim.
Belki de hareketsizliğimi anlamlılandıramıyordum.
Anın büyüsüne kendimi tamda kaptırmaya başlamışken,
kollar...
Sarılan kollar gevşedi.
Gözyaşları silindi.
Karşımda,
iki saniye öncesinden hiçbir kırıntı kalmamış kadın,
bakıyordu dikkatle.
Arkasını döndü aniden,
ne olduğunu anlayamadan ben.
Sadece uzaklaşan ince topuk sesleri duyuluyordu.
Gitti sandım.
Gitmişti.
Bekledim seslerin tamamen uzaklaşmasını.
Cebimde ki sigarayı yokladım.
Boş paket vardı sadece.
Çakmak elime geldi.
Yaktım.
Ama gitti dedim.
Bitti.
Yoktu artık sigaram.
Param olup olmadığını yokladım.
Yetecek kadar değildi.
Çakmağı fırlattım .
Yetişemeden denize, düştü kayalara doğru.
Bir an, az önce terk etmem gereken yerde olduğumu fark ettim hala.
Bir yalnışlık vardı.
Uymayan bir şeyler.
Gitmekte olan bendim oysaki.
Ama şimdi kalmakta olan, çakılıp kalan.
Kalanın hüznünü giden bana bırakmıştı.
Yürümeye çalıştım zoraki.
Şapşal gibi .
HÜSEYİN ÇAKICI