23 Şubat 2009 Pazartesi

İÇ BÜKEY ÇÖZÜMCÜ


Adımları sıklaşırken, yavaşlayan bir şeyler vardı çevresinde. Ayak mesafesinde bakış uçları dokunmasın istiyordu kimseye. Kaçamak dokunuşlar, uzaklara. Günesin batmasını beklercesine, son sıcak hareketler vücudunda. Oysaki sıcak değildi vücudu kimseden fazla. Hareketinin elverdiği kadar ısınıyordu eti. Kararmadan kaldıramazdı bakış acısını daha fazla. Muazzam karmasa, ilgisizliğini o ölçüde sadeleştiriyordu. Sükûnet denemezdi buna. Bazen umursamaz, bazen kendiliğinden hareketsizlik belki de. Aynı yönde gidisinden bakşa bir ortak yönü yoktu etrafıyla. Sadece aynı vücutta var olmuş ancak istem dışı hareketler denebilirdi adına. Yağmur yağdığında görüyordu sadece gökyüzünü aydınlık. Ne kadar kırlı olursa su birikintileri o kadar aydınlık yansıyordu gökyüzü. Kamaşan gözlerinin imdadına yetişiyordu göz kapakları. Alıştığı karanlığı görünce, göz mercekleri sakinleşiyordu ve açılıveriyordu bütün miskinliğiyle.

Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Zımparalanmış gibi bütün duyguları bir çırpıda temizlenmişti sanki. Hiçbir yasam izi kalmamıştı. Hiç ağlamamıştı, hiç gülmemişti, şaşırmamıştı yaşadıklarına.

Hiçbir paydos zilini duymamıştı. Durmamıştı bu yüzden adım atarken. Zamanın altında veya üstünde pinekliyordu sanki. Her defasında, altından veya üstünden zamanı hareketlendiriyordu, adım attığı yönde.

Bir anlık durduğu yer, sadece denizi bulduğu yerdi. Bazen oralarda nefes alıyordu. Bakışı sadece bu anlarda derinlere ulaşıyordu. İçi ferahlıyor, hareketsizliğine rağmen, denizin ritmine uyuyordu kalbi. Çok uzun sürmüyordu sükûneti. Ancak denizin kendiliğinden hareketlerine dayanabiliyordu yorgun kalbi. Her an bir vapur gelecek korkusu, kıyıya çarparak kayalıklara fırlatıyordu huzurunu. Kaç kez son anda vapurun geliyorum çığlığıyla kurtuldu.

Hüseyin çakıcı(2008)