Çıtırtılar geliyor bir yerlerden. Bedenimin bir yerlerinden. Yavaş yavaş kırılıyorum. O kadar derinlerinden geliyor ki, hafızamın en ücra köşeleri algılıyor sadece. Tiz sesi konsantrasyonumu bozuyor. Fısıldıyor kulağıma bir şeyler. Duymak istemediğim, 45’lik şarkı dönemlerinden. Oysa ben, yaşamadım ki o zamanlarda. Sadece üçüncü tekillerden duydum adını.
Hırsızlar dolanıyor çevrede. Karanlık giyimli, saçları bellerinde, uzak sokak köşelerinden. Vakayı şimdiden seziyorum. Telefonum yok, arayacak kolluk kuvvetlerini. Arasam da zaten ne fark eder. Benim de zamanında yaptığımı yapıyorlar. Ödünç çaldıklarımı geri istiyorlar.
Bir taş düşüyor önüme. Takılmamak için kendimi zor tutuyorum. Görmezden gelmemek için. Korkak bedenim, hareketimi engelliyor. Takılıp bu yağmurda o çamurun içine düşmek vardı oysa. Üşüyorum geçtikten sonra son fırsatımı. İpe götürülürken. Şu bileklerimdeki zincirler olmasa. Bir dakika daha fazla yaşayarak, umutsuzluğumu sevecektim oysa. Son kez merhaba diyecektim ona.
Önce bekçinin düdük sesi duyuldu. Ardından siren sesleri. Ve demir kapımın kapanışı izledi onu. Gerisi teferruattan ibaret yalnızlığım da. İste böyle yakalandım, izlerken eski sevgilimin penceresini. Dehşetine kapılmışken gördüğüm gölgelerin. Ağlamaktaydım oysa. Kimdi o düşünürken. O harfiyle asıldım.
hüseyin çakıcı(2008)
