Dünya vardı. Su düştü toprağa. Tek hücreliler geldi peşi sıra. Ve insan. Yuvarladı taşı önce. Çakmağı buldu biri, ateş. Barut diye bir şey düştü önüne. İçine düştü tüfeğin kimi yerlerde. Silah çıktı mertlik bozuldu dedi biri. Topla yardı birisi Çin setini. Oysa o kadar çaba, heba.
Baharat vardı, güneşin doğduğu tarafta, zevk, sefa. Kavimler göçü geldi birden. Medeni görünen, barbarlardan taraf. Önüne kattığını yağmaladı içlerinden. Biri eline aldı kutsalı, oldu tanrı kararı.
Anı ölümsüzleştirdi biri. Adına fotoğraf dedi. Tarihin bulusu. Aldı eline biri, çekti fotoğrafını dünyanın. Akbabalar uçuştu üstünde. Kaçarken, bir baktı önünde kıtlıktan bitap düşmüş bir çocuk, cebelleşiyor ölümle. Pusuda akbabalar bekleşirken. İşte dedi çok güzel bir görüntü. Çekti, ölümsüzleştirdi anı. Meşhur oldu o anla adam, yıllar sonra. Ve sordu biri, bir kalabalıkta övünürken fotoğrafıyla. O çocuk dedi, ne oldu. Boş bakışlarla bakarken etrafına. İçi ürperdi herkesin. O an çekilen fotoğraflarda son fotoğraflardı. Evinde ölü bulundu dünyaca ünlü, polis açıkladı meslektaşlarının fotoğrafı önünde intihar diye.
Dilini çıkaran bir dahi uğradı dünyaya. Beyninin en fazla kullanabilen, dediler aramızda. Mc2 dedi inandık. Ve o anlatırken fikrini. Duyduk, bir patlama oldu uzak doğularda. İp gibi yolda cayır cayır, çırılçıplak koşan çocukları göründü. Çıktı dünyanın izdüşümünü.
Seçildi birsi demokrasiyle. Babasının oğlu. Push dedi biri adına. Sakallı adam çıktı sahneye. Saplandı uçaklar kulelere, yerele bir oldu çoğu. Dokunulmazlara dokundu biri. Sakallıyla, canciğerken zamanında. Gene aldı eline kutsalı medeniyetler savası dedi adına. Yağmalandı medeniyet.
Şırıl şırıl akan dereler vardı. Musluk icat edildi ardından. Şırılşırıl akan musluklar odlu sonra. Dişlerinizi fırçalarken kapayalım lütfen dedi biri TV den. Gülüp geçerdi reklam aralarında. Uykulu gözlerle kalktı gülen adam sabahın köründe. Açtı, uyuşuk bir şekilde. Rüyamı görüyorum diye düşündü birden. Çapaklarıyla gitti o gün ve diğer günler sömürülmeye. Anladı, diş ağrılarının neden olduğunu. Çürümeye yüz tutan sadece dişleri değildi. Susuzluktan tıkırdıyordu su boruları.
Soğuk vardı ve sıcak. Birçok yerde vardı, ayı. Bazılarının uyuyamadığını söyledi biri. Kamufle edecek yer kalmamış kendisini. Beyaz, griye akarken. Üzülürken şirinliğine birileri, oturduğu yerden, birden bir soğukluk hissetti ayaklarında. Olacak şey değil diye düşündü, Paris’in ortasında böyle rezalet. Kafasını camdan uzatınca, yüzyıllık ağaçlardan yapılmış kanolarıyla Kızılderilileri gördü kürek çekerken. Gülümsüyordu medeniyete. Son agaç, kesilince biye başladı ve paranın ise yaramayacağını anlayacaksınız, diye bitirdi sözünü.
hüseyin çakıcı(2008)
