23 Şubat 2009 Pazartesi

KIRMIZI MAVİ



Sürüyerek yürüyorum. Çiziyor yolumun mesafesini, taburem. Dönüşüm belli değil ölçebilir miyim bilmiyorum, yürüdüğüm yolu. Güneşin battığı tarafa, bu aralar yolum düşüyor. Kırmızıdan mı ne. Çekici geliyor gün batımı. Ardından gelen bütün renkler. Takibim zorlaşsın diye, uzatıyorum yolumu, tenha sokak araları. Köşe başları, ardımı kontrol anları. Eskilerden kalma alışkanlıklar, eskiden. Gittiğim renkler. Bayrak kızıl değilse de. Dilim dönmüyor ardını getirmeye. Ağırlaşan ruhum, yükünü taşısın diye sürüklüyor bedenimi maviden taraf. Batımını izlemek sonun tasviri, doğuşunu yakalayamadım hiç. Hiç şans eseri susamadım, deniz kenarında, sabaha karşı. Miskinliğimin üstüne, bir kadeh şarap belki. O da kırmızı. Açılsın diye algılarım, batımı rastlıyor bana. Salına salına kımızıdan taraf gelmeden, geldi taşırdığı dalgalar, kayıkların. Rastgele gecikmiş bir tavsiye. Eli boş gelen yorguna.

Gecikmelerimin derdini balıkçılar mı çekecek, ağlarını bos sulardan. Kıymetsiz çakıl tasları. Çocukluğumda sektirdiğim yassı taslar, geri dondu bana. En fazla kaç sektirdiysem o kadar.

Çizgimin sonunda oturdum nihayet üstüne. Kusmak istiyorum ruhumu. İçine karısın diye kızılın, mavi tonuna. Ama nafile tüm çabam. Gidenler gitti, beklenenler çok uzak.

Yükünü sürterken toprağa hatıralarımın, eridi ayakkabı tabanlarım. Bu kaçıncı değiştirdiğim.

Karanlık çökerken, esir düştü gencecik bedenim uykunun ağırlığına. Gerisi rüyalarımın zindanları.

Bu seferki manzara farklı. Çizgimin sonunda buldum kendimi. Düştüğüm yerdeyim, esir. Dalgalar tekrar bana doğu geliyor. Salınan yok aslında. Altından gelen, karaya çalan mavinin, baktı bana yaşlı gözleriyle deniz kadını. Ardından ve hemen dona kalmış bedenimi sardı dudaklarımdan. Ve gidişini gördüm salınarak, bu sever. Yaslı ruhumu söküp aldı benden. Ve kaldı gencecik bedenim.

Adımlarken geri yolumu saydım tam yirmi beş adım. Ne kadar yakın.

hüseyin çakıcı(2008)